26 Aralık 2011 Pazartesi

ORWELL VE İKİ YÜZLÜ AVRUPA


George Orwell 1984 adında bir kitap yazdı kitabın mesajı bir gözün nefes almakta ki her türlü canlıyı izleyeceğini ve kimsenin gizlisi saklısı kalmayacağını açık ve seçik bir şekilde haberdar etmekteydi.Ve gelecekten yakın gelecekten söz etmekteydi.Daha sonraları bütün haberleşmeleri kontrol altına alan yeni bir yazılım duyduk dünyanın herhangi bir yerinde olunması fark etmezdi.Teknoloji bu konuda akılalmaz bir süratle ilerliyor ve bu başkasının  yada muhaliflerin veya düşman tanımına giren herkesin attığı her adım kesin nokta takibindeydi.Günümüzde uydular yerdeki  insanın göz bebeğini dahi net bir biçimde gözleyebiliyorlar.
     Medeniyet biziz insan hakları biziz bu bize ayrıcalık hatta imrenilecek bir uygarlığın orkestra  şefi hakkını kazandırıyor.Sizler barbarsınız mağra adamlığı profinden hala kurtulamadınız ve bu kadar milyon ermeniyi katlettiniz evini barkını yaktınız yıktınız siz pisliksiniz.Haddiniz bildirimeli diyen tüm avrupa ülkeleri sadece koca bir yalancı olmayıp acımasız sadist umursamaz ve her fırsatta timsah göz yaşı döken zavallı ama bir okadarda iki yüzlü yüzssüz afrikadaki insan eti yediği idda edilen yamyam kabilesinde daha sığ bir vicdan sahibi.
    1 mart 1992 yılından  14 aralık 1995 yıılına kadar avrupanın göbeğinde 300 bin boşnak doğranmış katledilmiş tecavüz edilmiş yerleri yurtları yakılmış en masum yaşam haklarından mahrum edilmiş 3.5 yıl süren bir kuşatma olmuş ve tam bir kitle imha oprasyonu gerçekleşmiştir hemde avrupanın gözleri önünde.Evet evde oturur maç seyreder gibi yada canlı yayın izler gibi.Fiziki olarak.Bunda abartı yok.Orwellin kitabında bahse konu fizksel gözetleme daha da ileri uydu teknolojileri sayesinde saniye saniye izlenmiştir.Malesef hiç bir avrupalının kılı dahi kıpırdamamıştır.ABD NATO AVRUPA ülkeleri kullanabildikleri ve yönlendirebildikleri  uydular aracılığı ile saniye saniye izlemişedir.Onlar sadece bardaklarındaki viskinin içindeki buz sayısını arttırmışlardır.
    Nerden mi biliyorum.İngilizlere ait bir uydunun kaydettiği bu katliama ait görüntülerin bir kısmı bir başka ingilizin marifetiyle seyrettim ne acı ki.Belki benim anlatımım bir iddia dan öteye geçemeyecekti lakin DEN HAAG ta savaş suçlusu sırp lideleri yargılamak üzere kurulan  mahkemeye bizzat ingiliz hükümeti uydu kayıtlarunı teslim etti zirz bunlar birinci dereceden dellldi.Ve bu belgelerin ışığında  sırp kasapları makumiyet edilebidi.Yani ortada tecatür yok. Yüzbinlece insan sırf müslüman oldukları için kesilip doğranmadılar bunlar Osmanlı Türk devletinin son temsilcisi son aidiyetleri oldukları için diri diri gömüldüler.2000 000 insan perişan edildi ve yüz yılın avrupa daki son etnik temizliğine maruz kaldı.
   Hala daha ayamadık ve şaşkın ördek gibi afyonumuz hala patlamadı.Batı batı biz ona muhtacız masalları yla  alabora edildi zihinlerimiz .En kaiteli en kolay ulaşılabilir ve ucuz yumurta bile hain yerli işbirlikçiler marifetiyle malesef sofralardan uzak tutuldu.Yok fransa cumhurbaşkanı telefona çıkmamışta.Adamlar 1685 yılından itibaren kararlaştırmışlar biz bu türkleri uzak tutalım ve çokta kararlılar.Bizler ikiyüzlü guruhun fotorafını çekip teşhis koyamassak daha da tepemize çıkarlar.Etrafta monşer diye bağırıp çağıranların yalnızca bir gözü bir kulağı duydukça bu gelişmeler normaldir.
    Bu milletin kendinden ve Allahtan başka dostu yok.Hala daha avrupadaki gurbetçilerimiz insan yerine koymuyarlar.Bilge Nuri Ceylanın dediği gibi benim güzel yanlız ülkemin insanları artık ayılsak iyi olur..............


25 Aralık 2011 Pazar

Beterin beteri var


Cellat az sonra kafasını uçuracağı idam mahkumuna son dua nı yap der, mahkum büyük kayıtsızlık içinde ''beterin beteri var '' diye söylenir.Elindeki kılıcı büyük bir hırsala diz çöküp boynunu umutsuzca kesilmek üzere uzatmış adama indirmeden üç defa tekrarlar son duanı yap ve cevap değişmez ''beterin beteri var''.Tam bu anda bir atlı dört nala atıyla gelir durun ,durdurun bu idamı padişahımız  fermanı çıkardı bu idam olmayacak.Cellat mahkuma döner seni uyanık allaha içinden dua ettin kurtuldun gibilerinden çıkışır lakin mahkum yine ''beterin beteri var''anlamıyorsun der.Fermanı okumaya başlayan haberci , bu makum idam edilmeyecek onu kazığa geçirip oturtun diye ilan eder.Mahkum celleta sana dememişmiydim kafamı kesseydin şimdi kazığa  oturmayacaktım.inanmadın '' beterin beteri var'.
           Bazı anlar kendimiz için dünyanın sonun geldiğini sanır ve bu bizde hastalık halini alır.Karamsarlık bulutları bizi teslim alırız.Her şey bize olumsuzluk postahanesinden yollanmış gibi yönlenmeye başlar.Yeme içmeden kesilmişcesine başka bir geze gende yaşamaya başlarız.Agresif lik favori davranış halimiz olmuştur.Sanki biri bize cenazemizin kalkacağını fısıldamıştır.Artık belli hedefimiz belli adresimiz hatta en yakın arkadaşımız dahi yoktur .Paylaşacak kimse de kalmamış gibidir.Vardır da yol yada kaldırım değiştirmeye başlamışızdır.Hep bir mazeretimiz vardır.Oysa ne hayallerimiz vardı. Bir büyüseydik ,bir 18 e girseydik, bir ünversiteyi bitirebilseydik ,bir işe başlasaydık  vs   vs .Peki ne olduda şimdi her yerde hüzün ve umitsizlik kol geziyor.Kim kalbimizi kırdı  niye kime küstük.Tüm bunlar bizim birer gerçeğimiz.Hayat yolunun iniş çıkışları  hatta keskin virjları lakin karşılaşacağımız son dert son çıkmaz değil beterin beteri var.
        Gerçek deprem ,hiç beklemediğimiz anda kötü bir illete tutulduğumuz haberini aldığımızda   yada çok yakın bir yakınımızın ölümünü öğrendiğimizde yaşarız.Bir de kendi başımız gelen bir kaza sırasında kurtulmayı beklerken hayatımız filim şeridi gibi gözümüzün önünden akmaya başlar.sevgilerimiz sevgililerimiz pişmanlıklarımız.Keşkelerimiz  geri dönüp zamanı durdurmak isteriz bunu yapabilmek için her türlü  fedakarlığa razıyızdır.Bir fırsat daha verilse bunun için o an yalvarıp dururuz.Eğer mümkünse gözümüzü açıp evimizde yatağımızda kötü bir rüya olduğunu anlarsak allahım çok şükür rüya imiş deyip seviniriz.Hastane odasında Gözümüzü açıp hala tek parça olduğumuzu farkedersek aynı sevinç ve şükür seramonisini yaşarız.Her halde de artık başka biri olmuşusuzdur.Etramıza hayat ta kayıtsız değil  kaybedilecek bie an bile olamdığını kendimize ve hayata küsmenin bir lüks olduğunu unutmadan adeta koşarcasına yol alırız.
       Aslında zenginliğimiz kendimizizdir.Şu ana kadar edindiklerimiz eğitimimiz işimiz yediğimiz kazıklarımız dolayısyala yaşadığımız acı tecrübelerimiz.Başarılarımız kazanma azmimiz.Hayattan zevk alma şeklimiz hatta felsefemiz.Tüm bunlar kendi kararlarımız gerçeğimizdir.Ve inancımız.Başarmak için sevmek için.Tüm bunların ara yüzünde yatan basit bir sır vardır.İnsan sandığı veya zannetiği gibi değil,düşündüğü gibidir.Evet düşündüğü gibidir.Zira etrefımızdan bize bir takım sifat tanımlama bonbardımanları gelmektedir.Küçük yaşlardan beri aile içi tehbihlerden tutun eğitmenlerimiz akıl tutulması dolu aşalama içeren söylemleri yüklü görünmez kurşunlar.Evet bu insanı güvensizlik koridoruna iter.İp üzerine yeni çıkan yeni yetmez cambaz gibi ayaklarımızın titremesine yol açar.Zaman zaman dona kalırız.Utanmadan bunun adına kader deyip bize yutturmaya çalışırlar.
     Herkes kendi kaderini kendi şampiyonluluğunu kendi yaratır.Kupa giden yolun basamkları inanç tahtalarından oluşur sabır la yılmadan çıkalacak bir skala.Bu kordinatlarda  ilerlerken ilave bir enstürüman vermek ve sevmek tir.Önce sen sonra ben.Seninki senin benim ki de senin mantığı karşımızdakilerin sevinci bizim sevinci olmaya başladığında son günlerin moda sloganı evet gerçekten hayat paylaınca güzel ve farklı olmaya başlar.Uykusuz gecelerimiz değil uyucak zamanı bile zor buluruz.Her yeni sabah hep yeni sevindirici bir uğraşımız vardır.Sokakta köpeğe atılacak bir kemik uçamayan kanadı kırık kuşa yardımdan tutalımda kalacak evi olmayan öğrenciye yer yur bulma veya hasta birinin tedavisine katkıda buluna bilme gibi kendimiz aşan uğraşlara dahi günlük hayat akışımızın içinde yer açabilmişizdir .Her yeni doğan güneşle her yani derde çare bulabilmenin hazzı en büyük kupanın bile karşılayamaycağı sessiz bir  çoşkudur.Kelebek etkisi gibi kilometrlerce uzak mesafelere pozitif enerji yayaılır her türlü aksi etkileşimlere rağmen dünyamızın hala yaşanabilir yer olduğunu bize hissettirir .Sevgiler.

8 Aralık 2011 Perşembe

SEVMESİNİ BİLMEYENLER ÜLKESİ

   Vatandaş birini sever iletişim kurup anlaşıp sevişene kadar sanki mübarek peygamber gibidir.Hatun un bir dediği iki olmaz.Sözle adeta edabıyat parçalanır.Aşık bir erkeğe yakışan her türlü seranat seramoni yapılır.Çiçek vs bir takım hediyeler ardı arkası kesilmez.Her iki tarafta bir aşk fırtınasını bir şekilde kendince yaşmaya başlarlar.Sosyal profillerine göre gelişmeler olur.Zaman akıp gider.Ve bir gün kadın kız veya evin hanımı sıkılır bir şekilde.Yada karşısındakini potansiyel huzursuzluk veya mutsuzluk kaynağı olarak görmeye başlar hatta ilerisi olmayan bir bereberliği sürdürmenin faydası olmadığına karar verir ve bunu erkek tarafına aktarır.Sonra kıyametin kapısınıda aralamış olur  kavga başlar.Hatta savaş çıkar.Devamında haberlere manşet olmaya kadar varır iş kadın bir şekilde acımasızca kadledilmiştir............
  Ülkenin önde gelen köklü kulupleri derby oynayacaklardır .Stat giden yolda taş sopa kesici aletler taşınmaktadır koltuk altlarında.Görende işgalci kuvvetlerle meyeden muharebesine gidildiğini sanır.Pazar akşamı haberlerde acı bir manşet vardır 17 yaşında genç bir taraftar bıçaklanmıştır.Kurtulamadı der spiker.Hayatında ilk defa dayısı ile maça gelen 10 yaşındaki yeni yetme maçın tam orta yerinde kafasına bir şişe darbesi alır .Derhal amaeliyata alınır.Operasyon başarılıdır lakin daha bir kaç müdale olacaktır.Ömrünün sonuna kadar sakattır hemde kafadan başka bir deyişle hayatı kaymıştır daha başlamadan.
  Anne baba evladını deyim yerindeyse ceketini satarak okutup hayata eğitimli bir şekilde dahil olsun diye adeta kul köle olmuşlardır.Kız erkek gözünün içine bakmaktadırlar.Kazandığı okul mikrop yuvasıdır orada örümcek misali ağ örmeye başlayan bir takım gizli hatta terörist guruplar bir biçimde eğitim ortamını sabote etmeye çalışmaktadırlar.Ellerinde kağıt kalem insan avına çıkmışlardır.Kan davası gibi düşman kamplar yaratılıp zehirler akıtılmaktadır.Heba olan 20 li yaşlardaki evlatlardır ana kuzulardır kardeşiniz kardeşimizdir otobüs bekleyip akşam ne yiyeceğim diye cebinde üç parayı hesaplarken  kansız bir zihniyet saldırır oracıkta can vermiştir acımasızca.
  Hastalanırsınız normalde doktordur müracat edilecek ve en yakın sağlık mekezi.O keşmekeşte sıra gelirse iyi.Hadi sanşlısınız sıra geldi doktor olacak sahıs sorar neyin var derken ne iş yaptığını merak eder.Dersen ki sıradan bir insanım düzenli bir iş yok gibisinden,hemen bir ağrı kesici yazar kulandar yakında geçer hadi bakalım geçmiş olsun güle güle deyip kapıyı gösterir.Yeni biri gire içeri biraz daha hali vakti yerindedir .Onuda muyane eder ona da aynı soruları sorar hasta ben esnafım ticaretle  uğraşıyorum diye cevaplayacak olursa derhal ilgi ve alaka değişir öksür tıksır  labaratuar testi vs ye gönderilir.Gerekli muayene bittikten sonra ha der raporlarla beraber özel muyaneme gel diye ekler.Düzenli geliri olan bir inek yakalmıştır.Vatandaş özel muyanahane de gider işi biterken adettendir diya sorar  borcumuz der doktor bey senden bir almayayım derken en az bir 80 TL bayılır.Ekmek parasını temin etmekte zorlanan vatandaş on beş gün sonra hastalığı depreşmiş ölmek üzerdir allahım der doktorada gittim ama her halde alın yazımmış diye diye gözlerini yumar.
  Ufacık bebek yeni doğmuştur.Ailede bayram vardır.Gelen giden herkes bebeği sevmek istemektedir.Kimisi öper koklar diğeri kucağına almaya çalışır .Akraba konu komşu.Kimse aklına getirmez yeni doğumdan sonra 40 gün hem annenin hem bebeğin mezarı açık derler eskiler.on beşinci gün birinden biri hastalanır.Muhtemelen bebek ölebilir.Biraz kanlanıp canlansa bu sefer muhtemelen baba sevgisini göstermek için evladını kucağına alr hoplatıp zıplatmaya başlar.Bir ara havaya fırlatır bir iki derken elinden kayar ufaklık yere çakılır.Sonra 
göz yaşı feryat figan..........
  Siyasetçi seçime girecektir.Sermayesi vaatler deryasıdır.Herkeslere mavi boncuk dağıtır.Her işe her derde koşulur düğün dernek cenazelerden eksik olunmaz.Bir seçilsem akansular duracak.Her şey güllük güllüstanlık bolluk bereket eksik olmayacak casına hava yaratır.Lakin o sadece koltuğu sevmektedir.Kazara seçimi kazandığında ilk sözü şu olacaktır beni olur olmaz rahatsız etmeyin diyecektir.Sanki aniden erişilmezlik zırhına bürünmüştür adeta başka biri olmuştur kendinden paye farklılık görmeye başlamıştır onu seçenleri yük olarak görmeye başlamıştır.Ama aklına getirmediği toprağın altında ne sultanlar yattığıdır.
  Sevmesini bilmeyenleri kimse sevemez zira ortada negatif bir enerji hakimdir.Ve topluca alaca karanlık kuşağında yaşıyormuşcasına  sürüklenip giden aynı zamanda kayıp insanlar ülkesi olmuşuzda haberimiz yok.........